İmsak
5:00
Güneş
6:30
Öğle
13:09
İkindi
16:43
Akşam
19:36
Yatsı
20:58


Ramazan Bayramı: 09.09.2010
Kurban Bayramı: 16.11.2010
Hicri Yılbaşı: 07.12.2010
Mevlid Kandili: 14.02.2011
Regaib Kandili: 09.06.2011
Mirac Kandili: 28.06.2011
Berat kandili: 15.07.2011
Ramazan: 01.08.2011
Kadir Gecesi: 26.08.2011
 
   
     
  Ahir Zaman ve Mehdi  
 
Bediüzzaman Said Nursi, Kendisinin Hem “Seyyid” Hem de “Ahir Zaman Mehdisi” Olmadığını Nasıl Açıklamıştır?

Son dönemlerde, Hicri 13. asrın müceddidi büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi’nin “seyyid” olduğuna dair bazı yazılar hazırlandığı ve bazı kimselerin, Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.) olduğu yanılgısına düştüğü görülmektedir. Oysa, Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde, kendisinin “seyyid” ve ahir zamanda müjdelenen Hz. Mehdi (a.s.) olmadığını, nedenleri ile birlikte pek çok defa açıklamıştır. Bunu anlamak için kendisinin bu konudaki sözlerini incelemek yerinde olacaktır. “İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” (Sözler, s. 318) Bediüzzaman burada, bazı şahısların Hz. Mehdi (a.s.)‘ın geçmişte geldiğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi (a.s.)‘ın geliş zamanı hakkında çok net bilgiler vermiştir:

  1. Bediüzzaman bu sözleriyle İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi (a.s.)‘ın kendi dönemlerinde geleceğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi (a.s.)‘ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’den “1400 SENE SONRA” geleceğini hatırlatmıştır. Bu çok önemli bir bilgidir. Bediüzzaman burada ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih vermemiş, tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir. Bu tarih, miladi 1980 yılına denk gelmektedir. Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak hicri 14. yüzyıla kadar müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri 1379 yani Miladi olarak 1960 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)‘nin gelişi için kendi yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin ahir zamanın beklenen Mehdi’si olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın, kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar sonra geleceğini müjdelemektedir.
  2. Bediüzzaman ayrıca Risalelerinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayanarak “her yüzyıl başında bir müceddid gönderileceğini” hatırlatmıştır. Bediüzzaman “1400 YIL SONRA” tarihini vererek aynı zamanda “14. ve 15. yüzyıllar arasında görev yapacak olan müceddidin de Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu” haber vermektedir.
  3. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.) için “1400 sene sonra GELECEK” ifadesini kullanarak, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın kesin olarak “geleceğini” müjdelemektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle Mehdi’nin sadece manevi bir kavram olmadığını, “belirtilen tarihte gelecek bir şahıs olduğunu” açıklamaktadır.
  4. Bediüzzaman verdiği bu bilgiyle ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)‘ın geçmişte ve Bediüzzaman’ın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmemiş olduğu konusuna da açıklık kazandırmaktadır. Çünkü dikkat edilirse Bediüzzaman “Hz. Mehdi (a.s.) geldi ya da gelmiş” dememekte, “gelecek zaman” belirten bir kelime kullanarak “GELECEK” demektedir. 
  5. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.) için “HAKİKAT” kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman bu ifadesiyle, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın gelişinin bir hakikat yani hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar “kesin bir gerçek” olduğunu belirtmiştir.Ayrıca Bediüzzaman bu sözüyle, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın gelişinden önce Mehdi olduğu sanılan şahısların aksine, “1400 sene sonra gelecek olan Mehdi (a.s.)‘ın bir hakikat” olacağını belirtmiştir. Yani bu kutlu zatın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde müjdelediği tüm özelliklere sahip olan “GERÇEK MEHDİ” olacağını ve bu özellikleriyle Mehdi (a.s.) sanılan kişilerden ayırt edilip tanınacağını hatırlatmıştır.
  6. Bediüzzaman daha önce de birçok kişinin, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın geliş tarihi ile ilgili çeşitli kanaatlere kapıldıklarını ve bu mübarek zatın “kendi yaşadıkları yüzyıla yakın” bir tarihte geleceğini sandıklarını belirtmiştir. Ancak Bediüzzaman “KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER” diyerek söz konusu kişilerin Hz. Mehdi (a.s.)‘ın önceki tarihlerde çıkmış olabileceğini düşünmekle yalnızca bir “zanda bulunduklarını” ancak yanıldıklarını hatırlatmıştır. Gerçekte ise Hz. Mehdi (a.s.)‘ın “Hicri 1400 yılında” geleceğini ve bu tarihten sonra faaliyetlerine başlayacağını bildirmiştir.
Nitekim Bediüzzaman’ın verdiği bu tarih, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde verilen bilgilerle tam bir uyum halindedir. Bediüzzaman “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Seyyid Olacağını; Kendisinin ise Seyyid Değil, Kürt Olduğunu” Eserlerinde Pek Çok Kez İfade Etmiştir Bediüzzaman kendisinin Hz. Mehdi (a.s.) olmadığına yönelik sunduğu delillerden birinde “Hz. Mehdi (a.s.)‘ın seyyid (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacağını ancak kendisinin seyyid olmadığını” ifade etmiştir. Bediüzzaman’ın bu gerçeği açıkça dile getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir: “... Hem mehdilik isnadını hiç kabul etmediğimi bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hatta Denizli’deki ehli vukuf (bilgi sahibi kişiler) eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri (talebeleri) kabul edecek dediklerine mukabil (karşılık), Said itiraznamesinde demiş ki: “Ben seyyid değilim Mehdi (a.s.) seyyid olacak” diye onları reddetmiş...” (Şualar, s. 365) “Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beyt’ten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacaktır.” (Emirdağ Lahikası, s. 247-250) Bediüzzaman ayrıca eserlerinde Peygamberimiz (sav)’in bir hadisini hatırlatmış; “seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını” belirterek, bu konudaki sözünün kesin olarak doğru olduğunu ifade etmiştir: “Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu’dur (yasaklanmıştır).” (Muhakemat, s. 52) Eğer Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir sebep yoktu. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden olmak, saklanması gereken bir özellik değildir; tam aksine Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dünya üzerinde milyarlarca seyyid vardır ve her biri de kendilerine sorulduğunda bu gerçeği açıkça dile getirmektedirler. Dolayısıyla Bediüzzaman da eğer seyyid olsaydı kendisine böyle bir soru sorulduğunda “Evet seyyidim, şerifim, ama Mehdi (a.s.) değilim” der; kendisinin Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olduğunu ifade etmekten büyük onur duyardı. Çünkü “seyyid olduğunu kabul etmesi Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu da kabul etmesini” gerektiren bir konu değildir. Ancak buna rağmen seyyid olmadığını çok açık bir şekilde pek çok kez belirtmiştir. Ayrıca Bediüzzaman Risalelerde yine birçok kez “Kürt” olduğunu ifade ederek bu gerçeği delillendirmiştir. (Münazarat, s.84; Tarihçe-i Hayat, s.228; Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaları, s.18) Aynı şekilde eğer kendisinin Hz. Mehdi (a.s.) olduğu yönünde bir kanaati olsaydı, milyonlarca kişinin okuduğu eserlerinde buna taban tabana zıt yüzlerce sayfa izah yapmaz; Hz. Mehdi (a.s.)‘ın özelliklerinin kendisiyle uyuşmadığını ve bu mübarek zatın kendisinden sonraki dönemde geleceğini onlarca deliliyle birlikte açıklamazdı. Bunun yanı sıra “her seyyid olan kişi, mutlaka Mehdi olacak diye bir durum da söz konusu değildir”. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması Mehdi (a.s.) olmasını gerektirmediği için, seyyid olan her insan bu gerçeği rahatlıkla ve iftiharla dile getirmektedir. Dahası Bediüzzaman, “Benim bu konudaki tek eksikliğim seyyidliğim, eğer seyyid olsaydım Mehdi olurdum” da dememiştir. Tam aksine “Hz. Mehdi (a.s.)‘ın tüm özelliklerini, yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun uzun açıklamış ve bunların kendi yaşadığı dönemde henüz gerçekleşmediğini belirtmiştir”. Bediüzzaman, Risalelerdeki Açıklamalarının Her Konuda Yeterli Olduğunu Söylemiştir Bediüzzaman “Bir Risale-i Nur talebesi olarak ben de bunlara uyuyorum” diyerek, hayatta olduğu süre içerisinde eserlerinde yazdıklarının doğruluğunu defalarca tasdik etmiştir. Risalelerin her biri, binlerce nüshası olan kitaplardır. Dolayısıyla eserlerinde açıkça “Ben kendimi seyyid bilmiyorum” diyorsa, bazı kişilerin “Bediüzzaman’ın bu açıklamaları doğru değildir; kendisi falanca gün bizi çağırmış, hem şerif, hem seyyid hem de Hz. Mehdi (a.s.)‘ım demiştir” demeleri Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne karşı çok galiz bir hakaret, büyük bir zulüm ve iftira olur. Zira bu, Bediüz-zaman gibi değerli ve üstün ahlaklı bir şahsın bu konuda yazdıklarının “yalan” olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Yüzlerce sayfa boyunca yazdıklarının aksine, Bediüzzaman’ın “-yalnızca iki üç kişiye- tüm yazdıklarının yalan olduğunu söylediği” şeklinde bir iddia, bu tür iddiaların sahiplerini töhmet altında bırakır. “Bediüzzaman Hazretleri milyonlarca insanı aldattı, yalan söyledi; fakat bu konunun doğrusunu üç beş kişiye açıkladı” şeklinde bir iddia hiçbir şekilde kabul edilemez. Risale-i Nur’da, Bediüzzaman Hazretleri’nin “yüzlerce sayfa çok kapsamlı ve detaylı yalan söylediğini; ümmeti aldattığını, bu yazılanların bir aldatmaca olduğunu” iddia etmek bir hezeyandır. Sevgi adına da olsa böyle ağır bir hakaret yapılamaz. Bediüzzaman gibi derin imanlı büyük bir müceddidin, eserlerinde, düşündüğü ve inandığı şeylerin tam tersine açıklamalarda bulunması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Dolayısıyla Bediüz-zaman’ın vefatından yıllar sonra böyle bir iddia ile ortaya çıkmak, her ne kadar iyilik adına, Bediüzzaman’ı sevme adına yapılmış dahi olsa, Bediüzzaman adına çok büyük bir iftira olur. Onu yalancılıkla itham eden ve yüzlerce sayfa ile ümmeti aldattığını iddia eden böyle bir yaklaşım ise hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir davranıştır. Bediüzzaman’ın, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)‘ın gelişi ile ilgili bu çok açık sözlerine rağmen, özel sohbetleri delil gösterilerek öne sürülen bu gibi iddialar, böylesine değerli bir müceddidin kaleme aldığı Risalelerin tümünü şüpheli hale getirecek son derece tehlikeli girişimlerdir. Bunun gibi pek çok kişi, birbirinden farklı iddialarla ortaya çıkıp “Bediüz-zaman Said Nursi burada böyle demiştir ama bunların tamamı bir taktiktir, yalandır; doğrusunu bize söyledi” dese bu ne kadar geçerli olacaktır? Böyle bir durumda bir süre sonra Risale-i Nur’da yer alan her konu için bir şey söylenebilir ve Bediüzzaman’ın eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Böyle bir tehlikeyi önlemek ise, Bediüzzaman gibi değerli bir İslam aliminin bizzat yazıp tasdik ettiği apaçık sözlerini korumakla mümkün olacaktır. Nitekim Bediüzzaman da eserlerinde, her konuda olduğu gibi bu konuda da en doğru açıklamaların Risalelerde bulunabileceğini hatırlatmış, Risalelerde yazılanlar okunduğunda adeta kendisiyle görüşülmüş gibi en doğru bilgilere ulaşılabileceğini belirtmiştir: “Risale-i Nur’un her bir kitabı bir Said’dir. Siz hangi kitaba baksanız benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem faydalanır, hem hakiki bir surette benimle görüşmüş olursunuz. Risale-i Nur bana hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.” (Emirdağ Lahikası, s. 159) Sayın Adnan Oktar’ın Konu ile İlgili Açıklamaları “Bediüzzaman Hazretlerinin Seyyid Olup Olmaması, Mehdiyet Konusuyla Bağlantılı Değildir” “Üstadın seyyid olmasıyla ilgili geçenlerde bir gazetede bir yazı çıkmıştı. Üstad seyyid de olabilir, olmayabilir de. Yani bu o kadar üstünde durulacak bir konu değil. Olabilir yani Üstad diyor,  bu devirde diyor nesiller bilinmiyor diyor. Ben kendimi seyyid bilemiyorum diyor. Ben kendimi Kürt biliyorum diyor. Neslen öyle biliyorum diyor. Ama mümkündür de. Güneydoğu’daki insanların çoğu, zamanında Cengiz Hülagu fitnesinden kaçmış, hicret etmiş Müslümanlar. Yani seyyid olan Müslümanlar. Olabilir mümkündür. Herhangi bir şekilde soyunda öyle bir bağ olabilir. Ama Üstad ben eğer seyyid olursam Mehdi (a.s.) olmam kesindir, ama seyyid değilsem de Mehdi (a.s.) değilimdir demiyor. Mehdi (a.s.)’ın şartlarını belirtiyor. Bir kere Mehdi (a.s.) devrinde İslam dünyaya hakim oluyor. Bunun üstünde duruyor Said Nursi. İttihat-ı İslam var. İttihat-ı İslam; Müslümanların ittihat etmesi, birleşmesi ve Hıristiyanlarla ittifak ederek Mehdi (a.s.) İslam’ı dünyaya hakim eder. Bir kere Hıristiyanlar da o devirde Mehdi (a.s.)’la omuz omuza mücadele veriyorlar. Ve sonunda bütün Hıristiyanlar da Müslüman olacaklardır. Bu gerçek de ayrıca vurgulanmıştır Bediüzzaman tarafından ve en büyük hakimdir diyor Mehdi (a.s.) için, hakimlik görevi yapacak diyor. En büyük mürşiddir diyor. Onun zamanında bütün mezhepler kalkıyor. Said Nursi Hazretleri Şafi mezhebini takdir eden mukalliddi. Bizler gibi, ben mesela hanefi mezhebinde mukallidim. Hanefi mezhebine tabiyim, Ebu Hanefi’ye tabiyim. Said Nursi de İmamı Şafi’ye tabi. Yani mukallid. Dolayısıyla mezhepleri ortadan kaldırmış değil Said Nursi Hazretleri. Mehdi (a.s.) geldiğinde bütün mezhepleri ortadan kaldıracak, mukallid olmayacak. Bütün mezhepler kalkıyor onun zamanında. Dolayısıyla bütün tarikatler de kalkıyor. Bütün tarikatler ona bağlanıyorlar, yani tarikat kalmıyor. Bunları Said Nursi çok detaylı anlatmıştır, üç büyük görevi olacak diyor. Diyanet, siyaset ve saltanat aleminde görevleri olacak diyor. Daha önceki müceddidler ve mehdiler diyor bu görevi bir cihette yapmışlardır diyor. Mesela, diyanetle ilgili görevi bir cihedde, saltanatla ilgili görevi bir cihette, siyasetle ilgili görevi bir cihette yapmışlardır diyor. Ama Mehdi (a.s.) bu üç görevi birden her alanda ve mükemmel yapacaktır diyor. Tam mükemmel yapacaktır diyor. Yani diyanette de, siyasette de, saltanat aleminde de üç görevi bütün yönleriyle tam anlamıyla yapacaktır diyor. Biz buradan Mehdi (a.s.) konusunu kavrıyoruz ve tarih veriyor Said Nursi. Hicri 1400 diyor net tarih vermiş. Benden 100 yıl sonra gelecek Mehdi (a.s.) diyor. Net Risale-i Nur Külliyatı’nda açık açık belirtiyor. Ben kabrimden seyredeceğim ve Allah’a şükredeceğim diyor. Ben o vakitte vefat etmiş olacağım diyor, Mehdi (a.s.) geldiğinde. Hatta Seyyid Salih Özcan Hocamızın alnına vuruyor şakadan? Ben görmedim Keçeli diyor, ben görmeyeceğim ama sen göreceksin Mehdi (a.s.)’yi diyor, değil mi Seyyid Salih Özcan Hocamıza? Dolayısıyla yani Mehdi (a.s.) olup olmamasıyla bağlantılı değildir, seyyid olup olmamasıyla da bağlantılı bir konu değil. Yani seyyidse Mehdi (a.s.)’dir, seyyid değilse Mehdi (a.s.) değildir diye bir konu yok.” (Sayın Adnan Oktar’ın 28 Ocak 2010 tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV röportajından) “Bediüzzaman Said Nursi’nin Mehdi (a.s.) Olmaması Değerini Düşürmez” “Üstad’ın Mehdi (a.s.) olmaması onun değerini düşürmez. Bunu ben anlayamıyorum. Ben mesela Üstad’ı çok büyük bir insan olarak biliyorum ve çok değer veriyorum, çok seviyorum. Yani Mehdi (a.s.) gelmiş olsa apayrı bir yeri olur benim için Bediüzzaman’ın ve onun eseri hicri 1543’lere kadar etkisini devam ettirecektir. 1543’lerde hem Kuran, hem diğer dini eserlerin hiçbiri kalmayacaktır. Bu, Said Nursi’nin izahıdır. Dolayısıyla hicri 1400’le 1500 arası bir tarih vermiştir Said Nursi Hazretleri. Her şey o tarihler arasında olup bitecektir. Bunu Said Nursi söylüyor. Hicri 1506’lar 1507 gibi diyor, artık mağlubiyete dönüşmeye başlayacak diyor Müslümanların durumu yavaş yavaş. 1506’lardan sonra.  Dolayısıyla bu durumu anlamazlıktan gelmek pek yakışık almıyor. Kardeşlerimizin bu konuda daha makul, daha samimi ve daha dürüst düşünmesi gerekiyor. Anlamıyorlarsa da zaten sürekli anlatacağız inşaAllah.” (Sayın Adnan Oktar’ın 28 Ocak 2010 tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV röportajından)

 
Ahir Zaman ve Mehdi Makale Listesi İçin Tıklayın
 


Bu site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.